22 Kasım 2017 Çarşamba

KAHKAHALAR VE HAYALLER
Gün olur coşuverir, coşku dolu hayaller kurarız..
Sonra bu hayalleri kahkahalarımızın üzerine yükler, yağmur bulutlarının üzerine çıkarır, güneşin ışıklarını gösterir, yildızlara ulaştırır, kelebeklerle uçurur, bal arılarıyla buluştururuz.. Begonvillere, japon güllerine bahar çiçeklerine, yediverenlere, bögürtlenlere, dağ çileklerine, portakal çiçeklerine kondururuz, yetmez...
Limon ağaçlarına, kara kekiklere, ada çaylarına, oğul otlarına, zakkumlara, gece safalarına, Kıbrıs akasyalarına, yaseminlere fesleğenlere ortancalara ,melissalara da kondururuz.
Sonra da çocuk gülüşlerinin, türkülerin, nihavent sarkıların, klarnet taksimlerinin, içkili gazinoların, biracıların, tinercilerin, sahilde midye dolma yiyenleri etrafindan şöyle bir dolaştırırız o hayalleri.
Sonra bir deli rüzgar çıkar. Kahkahaları ve hayalleri önune katar, kahkahaların ve hayallerin toplandıği bir başka dünyaya götürür.
.
Sadece bazı hayaller geri dönerler sahiplerine.
Dönmeyen, dönemeyen hayallere ne oldüğunu, nerede olduklarını kimseler bilmez.
Bilemez ki...
BİR BEN VAR, BENDEN İÇERİ
Vallahi ben sizi anlamıyorum. Hüzünlü bir yazı yazıyorum, beğenme rekorları kırıyor. Sonra mesajlar yazıyorsunuz. Üzüntülü yazılar yazmayın, üzülüyoruz diye. Gönül koyuyorsunuz. Bu defa komik bir yazı paylaşıyorum, komik olduğunu biliyorum çünkü yazarken en fazla ben gülüyorum. Sonuç fiasko. Benim kadrolu okuyucularımın haricinde kimsenin eli beğen düğmesine gitmiyor. Neyi seviyorsunuz, neyi beğeniyorsuz, ne gormek, okumak istiyorsunuz anlayamıyorum ki...
Simdi canlarım biliyorsunuz ben 71 yaşındayım. Yaşıyorum ama taze değilim. Hani yaşlı, Yahudi asıllı bir teyze, Büyük Ada da balıkçıya " bu baliklar taze mi?" diye sormuş. Çocuk " görmüyor musun teyze? canlı bunlar, canlı" deyince " bende canlıyım, ama taze değilim evladım" demiş. Öyle işte. Ömrümün büyük bir bölümünü yurt dışında geçirdim. Çok seyahat ettim. Bu arada yıllarca felsefe calıştım. Daha önce de yazdığım gibi Osho' nun talebesi oldum. Okullarına devam ettim. Toronto, Ķöln, Amsterdam merkezlerinde kaldım. O muhterem insanın dizinin dibinde oturup, onu dinlemek nasip oldu. Kanada da 10 yıldan fazla Gurdieff& Ouspensky felsefe merkezine devam ettim. İnanılmaz bilgili, derin, dünya tatlısı insanlarla tanıştım. Dünyanın her köşesinden arkadaşlarım oldu.
Kars doğumlu büyük filozof Gurdieff; insanın bir makina olduğunu, insanların eğer hayatlarında bir yerlere varmak istiyorlarsa, herşeyden önce bir makina olduklarını kabul etmeleri gerektiğini söyler. Her din kitabının en başında "kendini bil veya tanı( know yourself) yazdığına dikkat çekerek, kendi makinasını tanımaya çalışmayan kimseden ne kendisine, ne de başkasına hayır gelir" der.
Gudieff'e göre" ben" diyen insanın içinde bir tane değil, bir yığın ben, ben, benler vardır. Bir "ben" olur derken, bir "ben" hayır olmaz, bir diğeri beyaz derken, başka biri beyaz demektedir. İste insanın kararsızlığı, kafasının karışıklığı, tutarsızlığı, mutluluğu veya mutsuzluğu içinde yaşayan bu farklı kişiliklerin davranış biçimlerinden oluşur. İnsanoğlu bir değildir. Mesela son yıllarda birisini öldürmüş veya birisine tecavüz etmiş bir şahıstan bahsederken," Aaa, halbuki ne kadar efendi, kibar sevgi dolu birisiydi dendiğini duymus veya okumuşsunuzdur. İste bu suçu işleyen, o şahsın içinde yaşayan cani ruhlu bir " ben"dir. Gurdieff'in dediği gibi makinasını tanımayan içindeki benlerin farkında olmayan bir insan büyük hatalar yapabilir, katil, hatta seri katil bile olabilir. Çok iyi tanıdığınıza inandığınız birisinin bir davranışıyla sizi büyük bir hayal kırıklığına uğratması işte bu yüzdendir. "Bunu senden beklemezdim dediğiniz şahsın icinde ne "sen" ler vardır inanamazsınız. Bunu ne siz bilebilirsiniz, ne de kendisi.
Yani sevgili "F" vitaminlerim benden hep ayni tip yazılar beklemeyin. Çünkü o yazıları yazan hep aynı "ben" değil. Sizlere yazılarımı yazarken bilgisayarımın başında o gün hangi "ben" in oturacağını bilmiyorum. Bazen bir "ben" in yazdığıni diger bir "ben" hayretler içinde okuyor. Sonra bütün benler bir araya geliyor, karar veriyor ve yazıyı paylaşıyoruz. Yani o kadar kolay değil.
Yani ne çıkarsa bahtınıza, daha doğrusu bahtımıza.
Öpüyoruz, Ekim ayınız güzel olsun..
Aslinda bugün bir yazı paylaşmaya niyetli değildim ama dayanamadım. Bu size pazar neşesi olsun. ( hani bana hep bizi üzme diyosunuz ya)
ŞARJ
Cep telefonları hayatımızı domine etmeye devam ediyorlar. Hala bu meretin iyi mi kötü mü, faydalı mı, değil mi olduğunu anlamış değilim. Bir seytan icadı olduğunu, seytanın seyredip seyredip götüyle güldüğünü biliyorum. Gözlerimizi beynimizi elimizden alıyor mu? Insanları birbirinden koparıyor mu? Sosyal hayatımızın ağzına sıc....mu? Yeri gelince hayatımızı bile kurtarıyor mu? Yalnızlığa ilaç mı? anlamış değilim. Ama cep telefonumun "Şarjım bitti bitiyor" diye zavallı zavallı sinyal vermesine bayılıyorum. Ulan diyorum hayatımı kontrol etmen, kendini bir bok sanman buraya kadar işte. Insan gibisin. Bak böbürlendin böburlendin sonunda pilin bitti. Boku yedin iste. Şarja takmadan önce bunları cep telefonuma söylüyorum. Valla söylüyorum. Hatta "Bak fazla konusma takmam haa" diye tehdit bile ediyorum.Özellikle yalvaran bir iki sinyal daha duymak istiyorum. Yüreğim yumuşayınca kedinin önüne ciğer atıyor havalarında takıyorum şarja. Asıl patronun kim olduğunu anlasın kafir icadı.
Sonra acaba insanları da sarja bağlamak mümkün olsaydı şarsları bittiği zaman nasıl olurdu, nasil hissederlerdi diye düşünüyorum. Sonra da tüylerim diken diken oluyor. Çünkü bu kadınların elinde müthis bir silah olur, baş ağrısını falan unuturlardı.
"Özür dilerim hayatım şarj etmem lazım" .Ay ne anlayışsız adamsın yahu, şarjım düşük diyorum". "Şurada bir kaç saat sarj etmeme bile dayanamıyor musun bencil herif???". Tabi şarjim biter aksama kadar çalışıyorum, oturduğum mu var? Ikide bir sarjım biter tabi. Paraya kıyıp doğru dürüst bir sarj aleti alsaydın. Bu olasılık listesi daha uzar gider, ama erkeği asıl bitiren ne olurdu biliyor musunuz.
Ayy... Allah seni ne yapsin. Bu senin şarj edilmis halin mi?
MUTLULUĞUN SIRRI
Arabasını titizlikle, kendinden emin, mükemmel bir şekilde park edebilen bir kadın mükemmel bir kadındır. Böyle bir kadına her şeyinizi emanet edebilir, her konuda güvenebilirsiniz. Hele bir de başı ağrımıyorsa ananız sizi kadir gecesi doğurmuştur. Önce horon tepin. Sonra yatın kalkın dua edin.
UYUMAYI ÖZLEDİM
Sevgili naylon şeyhin naylon müritleri. Bu defa durum ciddi yardımlarınıza, önerilerinize şiddetle ihtiyacım var. Var çünkü çok yoruldum. Son beş yıldır kafamı yastığa koyup ta şöyle dinlendirici, deliksiz bir uyku çektiğim vaki değil. Devamlı aynı veya benzeri rüyalar görüyor, devamlı uyanıyorum. Ve sabahlları yorgun, dayak yemiş gibi, betonlaşmış bir mide ile uyanıyorum.
Rüyalarımda hep bir şey yapmaya calışıyor, yapamıyorum. Hep bir şeyler yanlış gidiyor. Mesela, seyahate cikacağım pasaportumu bir türlü bulamıyorum. Hava alanına gideceğim kayboluyorum, bir türlü ulaşamıyorum. Hangi uçağa bineceğime karar veremiyorum, uçak kalkıyor. Bir türlü bavullarımı hazırlayamıyorum. İşte böyle uykumun arasında çırpınıp, sinirlenip duruyor, sonra uyanıyorum. Sonra tekrar uyuyorum ve aynı lanet rüya kaldığı yerden devam ediyor, kesintisiz.
Bu şimdi sizlerle paylaşacağım fıkraya benziyor biraz. Adamcağızın biri ne zaman uykuya dalsa rüyasında koca bir TIR kullanmaya başlıyor ve sabahlara kadar TIR'ın direksiyonunda oturuyor. Sabahları yorgun perişan bir şekilde uyanıyor. Her gece aynı rüya.
Bir gün gözlerinin altı simsiyah yolda giderken bir arkadasına rastlıyor.arkadaşı onu böyle perisan bir durumda görunce "Bu ne hal bir derdin mi var" diye soruyor. Adamcağız derdini anlatınca arkadaşı ona bir hipnozcunun ismini adresini veriyor ve muhakkak gidip görmesini öneriyor.
Adam çaresiz hipnozcunun mekanına gidiyor. Hipnozcu güler yüzlü tatli dilli sakallı tombiş birisi. Adamın anlattıklarını ilgiyle dinliyor ve "Gece uykun geldiginde uyumadan beni ararsan, ben seni bu dertten kurtarırım" diyor.
Adam sevinerek evine gidiyor ve hemen o gece hipnozcuyu çağırıyor. Hipnozcudan "Uyu simdi yavrum" komutunu alan adam uyuyor. Sonra hipnozcu "TIRI senden aldım uyumaya devam et" diyor. Adam bebek gibi uyumasına devam ediyor, kurtuluyor.
Aylar sonra hikayemizin kahramani yolda giderken bir arkadaşına rastlıyor. Adam yorgun, adam perisan. "Hayrola neyin var" diye soruyor. Arkadaşı "Sorma birader uyuyamıyorum. Başımı yastığa koyar koymaz bir esmer, bir sarışın, bir kızıl saçlı afet rüyama giriyor, bir onu, bir öbürünü derken sabah oluyor. Valla böyle giderse ölüp gideceğim diyor.
Bizim ki hemen hipnozcunun adresini veriyor. Arkadaşı sevine sevine gidiyor. Aradan bir hafta geçiyor, yine arkadaşını yolda görüyor. Ama adam yine perişan, gözlerinin altı daha da siyah . "Ne oldu oğlum hipnozcuyu görmeye gitmedin mi diye soruyor. "Evet hemen gittim cevabını alınca "eeeee" diyor. Zavallı arkadaşı "Abicim" diyor "Hipnozcu beni uyuttu karıları aldı sonra elime bir TIR tutuşturdu. Şimdi sabaha kadar TIR kullanıyor yorgunluktan ölüyorum" diyor.
Yani benim sevgili okurlarım insallah sizin Önerileriniz hipnozcunun tarzinda olmaz
Bekliyorum...
NAZIM'IN KADINLARI
Her Allah'ın günü yeni bir üzücü haberle sarsılıyoruz. Bu adamlar hep oralardaydılar ama yıllardır hiç bu kadar şımarmamış, nankörlüklerini, pisliklerini hiç bu kadar dışa vurmamışlardı. Cumhuriyeti yıkmak, hilafete dönmek, şeriat uygulamak, Atatürk devrimlerini ortadan kaldırmak, Atamıza saldırmak, açıktan açığa hakaret etmek, resimlerini ters asmak, okullarda tedrisatı değiştirmek, sınıflarda and içmek yerine küçücük çocuklara tekbir getirterek derse başlatmak daha neler neler,
Ama beni en fazla üzen ve çileden çıkaran kadınlarımıza karşı takındıkları tavır ve yapmak istedikleri. Bütün amaçları Atamızın kadınlarımıza tanıdığı hakları birer birer ortadan kaldırmak. Kölelik devrine geri dönmek. O kadar zoruma gidiyor ki. Dünya tarihini inceliyorum. Kadinlar hep ezilmişler, hep haksızlığa ugramışlar, oldürülmüşler, yok sayılmışlar, tecavüze ugramışlar, cadı diye yakılmışlar, kız cocukları diri diri gömülmüşler. Düşüne biliyor musunuz bütün bunlar din maskesi altında gerçekleştirilmiş. Her vahşete bir kılıf bulmuşlar. Yani yobazın milliyeti yok, onlar her yerdeler.
Bu adamlar o kadar kör olmuşlar ki, kadını da erkeği de yüce Allah'ın yarattığını görmüyorlar. Allah'ın bebek yapma, üreme, hayatı devam ettirme mesuliyetini kadınlara vererek onlara ne kadar değer verdiğini, güvendiğini görmüyorlar, anlamıyorlar. Ya çekemiyorlar, ya kabullenmek işlerine gelmiyor.
Eğer kadınlar asırlardır yok sayılıp, aşağılanmak yerine dünya yönetiminde söz sahibi olsalardı, emin olun bugün bu yaşadığımız vahşet yaşanmaz, bu ölümler, harpler olmazdı. Çünķü bir çocuğun doğması, büyümesi, yetışmesi için verilen emeği, çekilen acıyı erkeklerden çok daha iyi bildiklerinden kıyamazlardı onların ölüp ölüp gitmesine.
Bir de kadınlar anlaşılmaz, güvenilmez mahluklardır diye dünya da dolaşan boktan bir cümle, inanış vardır. Hayır efendim kadınlar anlaşılmaz, güvenilmez varlıklar değillerdir. Sadece erkekler onlar kadar zeki, duygu dolu, fedakar, sabırlı yaratıcı, becerikli olmadıklarından böyle asılsız bir inanış arkasına sığınmayı tercih etmişlerdir de ondan.
Kadınların kötüsü, hırslısı, bencili yok mu? Diye sorabilirsiniz sevgili erkek okurlarım. Tabi ki var. Iste onlar yaradılışları sırasında vücutlarına gereğinden fazla erkek hormonu pompalanlardır inanın. Duygusal, anlayışlı, merhametli, sefkatli, yaratıcı erkekler ise, yaradılışları sırasında vücutlarına biraz da olsa kadınlik hormonu pompalanlardır buna da inanın. Bunları yazdığım için bana kızabilirsiniz ama benim inancım ve hayat felsefem bu. Samimi olarak sizlerle paylasmaya çalışıyorum. O kadar.
Sonunda kadınına, sevgilisine, eşine değer veren, ailesine sahip cıkan, kadınların haklarını koruyan, bütün erkeklerin alınlarından öpüyorum. Kadınları aşağılayan, hakaret eden, emeklerini görmeyen, onları yok saymaya calışan, şiddet uygulayan, hatta aleni sokak ortasında infaz edip, cep telefonları ile videoya ceken yobazlara da burada çoooook söyleyeceklerim var. Ama yaşım ve aldığım terbiye buna izin vermiyor. Anlayan anlar.
Bütün kadınlar; her ırktan, her dinden, her renkten iyi ki varsınız. Dünya sizinle güzel. Allah yardımcınız, yolunuz açık olsun.
Mücadelenizde yalnız değilsiniz

22 Eylül 2017 Cuma

MORTEM NON İNGREDİERİS
“Mortem non ingredieris” bu Latince cümlenin manası ne biliyor musunuz? “Ölüm buraya giremez.”Nereye yazılmış biliyor musunuz? Asklepion’un girişine. Asklepion ne? Milattan önce beşinci yüz yılda Bergama ilçesine inşa edilmiş, adını Asklepios sağlık tanrısından alan dünyaya inşa edilen ilk üç hastaneden biri.
Simdi sayın seyirciler ne yazılmış? Bir daha hatırlayalım hastanenin girişine “Buraya ölüm giremez”. Düşünebiliyor musunuz bu cümlenin hastaneye tedavi olmaya gelen hastalara ve hasta yakınlarına vereceği morali? Hastaneye geldiğiniz de ilk gördüğünüz ilk okuduğunuz şey. Ve, bu tekrar yazıyorum milattan önce beşinci asırda düşünülmüş.
Şimdi sizlerle paylaştığım resme bakın. Bu ne biliyor musunuz? Cenaze nakil aracı, üzerinde yazıyor. Ayrıca kefen bulunur da yazıyor, soğutmalı da yazıyor. Hastaneye girerken ilk gördüğünüz alamet. Düşünebiliyor musunuz hastaneye tedavi ümidiyle gelen hastaların ve hasta yakınlarının bu arabayı görünce ne hissedeceklerini ve ne kadar morallerinin bozulacağını, 21 inci asırdayız.
Merhum eşim Yasemin’i kemoterapi tedavisi görürken, her hafta Marmaris Devlet Hastanesine getirmek zorundaydım kan değerlerini kontrol ettirmek için. Bu arabaya bakmasın, bu arabayı fark etmesin, yüzümden kafasını çevirmesin diye neler yapardım neler. İlginç hikayeler anlatırdım, fıkralar anlatırdım, şarkılar türküler söylerdim, neredeyse oynardım sırf bu arabayı görmesin, fark etmesin diye.
Düşünebiliyor musunuz her gün her türlü, yüzlerce hasta geliyor, getiriliyor bu hastaneye ümitli, ümitsiz, ağır, hafif her türlü. Hepsinin ilk gördüğü bu, bir de yeşile boyanmış, cenaze nakil aracı. Çok insancıllar ya…
Gitmediğim yer, şikayet etmediğim makam kalkmadı bu arabanın göz önünden alınıp başka bir yere nakledilmesi için. Hiçbir yere varamadım. Efendim özel teşebbüsmüş, hiçbir şey yapamazlarmış. Adam reklamını yapıyormuş.
Daha henüz her şey bitmedi. Hala uğraşıyorum. Eğer bu günlerde beni içeri atarlarsa şaşırmayın.
Artık kavun karpuz mevsimi geçmeden bir kavun veya karpuz alıp beni ziyarete gelirsiniz.
Gelirsiniz değil mi? Bak size güveniyorum haaa…