17 Şubat 2018 Cumartesi

SEVGİLİLER GÜNÜNÜ NEDEN Mİ SEVMİYORUM?...


ÇÜNKÜ; hayatının 20 yılını Kuzey Amerika kıtasında yaşamış birisi olarak sevgililer gününün Tamamen Amerikalıların yarattığı bir satış ve pazarlama günü olduğunu çoook iyi biliyorum.


Her yabancı icadın bokunu çıkardığımız gibi bu sevgililer gününün de bokunu çıkardık. Her zaman kraldan çok kralcı oluruz ya! Şimdi neden bokunu çıkardık, büküp boynumu yazıyorum.


Hatırlamazsak öküz oluyoruz. Geç hatırlarsak öküz oluyoruz. Hediye almazsak öküz oluyoruz. Aldığımız hediye daha önce ki hediyelere benziyorsa öküz oluyoruz. Eğer sevgilimizin  tahmin ettiği hediyeyi  almamıssak öküz oluyoruz. Eğer sevdiğimizin tahmin ettiği hediyeyi almıssak, bu kez yaratıcı olmadığımız, sürpriz yapmayı beceremediğimizden dolayı öküz oluyoruz. İdeal hediyeyi alsak bile çiçek almayı unuttuğumuz için öküz oluyoruz. 


Akşam sevgilimizi götürdüğümüz lokanta beğenilmiyor, seçimimiz dolayısı ile öküz oluyoruz. Onun seçtiği lokantaya gidiyoruz, bu defa yemekleri beğenmiyor, yanlış yemek ısmarladığımız  için öküz oluyoruz. Yemekleri beğense, lokantada ki müşterilerin kalitesini beğenmiyor bu defa hep beraber öküz oluyoruz. Lokantayı, yemeği, müşterileri beğense müziği beğenmiyor. Yani muhakkak öküzleştirecek bir şeyler buluyor. Hiç bir şey söylemese bile bakışlarıyla öküz olduğunuzu ima ediyor.


Bence hiç değilse  bir yıl da yalnız kadınlar erkeklere çiçek alsın hediye seçsinler. Yani onların sırası olsun.  Görsünler bakalım rövanş nasıl alınırmış.


Şimdi anladınız mı neden sevgililer günü bitti diye "ohhhhh" çektiği mi?


En azından bizim cinsten olanlar anlamıştır eminim.


( Eyvah sadece 363 gün kaldı)


HESAP


Yaşamım boyunca yoksul, ezilmiş sakat mağdur, mazlum, gariban insanlara alkoliklere, tinercilere, evsizlere, çöp kontenyerlerinden hurda toplayan başörtülü mahçup kadınlara, çocuklara, dedelere, zorlukla yürüyen iki büklüm olmuş, yüzleri kararmış derin çizgili dilencilere, mimlenmiş eşcinsellere, Sivas'ta haftanın bir günü sinemaya gelmelerine izin verilen ve herkesten ayrı oturan, milletin sırıtmalarını görmemezlikten gelen yaşlı kimsesiz genelev kadınlarına, sıska atlara, her tarafları  yara bere içerisinde tekmeleneceklerinden emin kaçmaya hazır kemikleri sayılan ürkek köpeklere karşı bir koruma hissi, bir yakınlık, merhamet duydum, yüreğimin acıdığını hissettim. İsyan ettim.


Ama beyaz, mavi gözlü Van kedimin öldüğünü duyunca hıçkıra hıçkıra ağlayan İzmitli bayan öğretmen kadar duygulu  olmayı beceremedim.


Ve naylon şeyhiniz der ki; İyi bir insan olmak, cennetin kapısının anahtarıdır. Zamanı gelip de omuzlar üstüne, alındığınızda eğer iyi bir insan olarak yaşadıysanız, sevdiyseniz sevildiyseniz. sizi taşıyanlar ağırlığınızı hissetmezler. Çünkü melekler kucaklar, sizi, üstünüzde kanat çırparlar .Ve  Gideceğiniz yere uçarak gidersiniz.


Eğer bugün hala kıyamet kopmadıysa şunu çok iyi bilin; bu dünya genelinde hala kalpleri iyilikle çarpan merhametli, sevgi dolu insanların varlığı sayesindedir.


O zaman sevin sevilin, sevgilinizi sevin, o da sizi sevsin, bokunu çıkarmayın zevkini çıkarın.


Sevgililer gününüz kutlu olsun.

NEREYE GİTTİ O GÜZEL İNSANLAR?...


Eskilerde Sivas'ta bir kabadayı veya bir yiğit öldüğünde veya bir cinayete kurban gittiğinde hemen bir destan yazılırdı. Aşık düzeni, kafiyeli dörtlüklerle yazılan bu destan saman kağıda basılır,  çoğunlukla bir sayfa olur, yanık sesli bir erkek acıklı bir şekilde okuyarak şehri dolaşır isteyenlere satardı.


Böyle olaylar önemli olaylardı. İnsanların ilgisini çeker, onları duygulandırırdı. Ölen veya öldürülenle hiç ilgisi olmayan sadece ismini duyupta destan okunurken ağlayanları bile hatırlıyorum.


Şu yaşadığımız yıllarda hemen hemen her gün aldığımız şehit haberlerine nasıl alıştığımıza daha doğrusu nasıl alıştırıldığımızı düşünüyor bu vurdumduymazlığımızdan utanç duyuyorum. Bizi nerelerden nerelere getirdiler. O güzel, o duygulu, o merhametli topluma ne oldu? Nereye gitti o güzel insanlar?


Nereye gittiler ha...? Biliyor musunuz? Farkındamısınız?

SO FUCK IT...


Olay basit. İnsanların hepsi çeşit çeşit  ama aslında hepsi bir. Güzeli çirkini, iyisi kötüsü, duyarlısı duyarsızı, bileni bilmeyeni, cahili alimi, temizi pisi, fakiri zengini, namuslusu namussuzu, hayırlısı hayırsızı, delikanlısı puştu hepsini yaratan aynı ve hepsi zamanlarını tamamlayınca aynı bilinmeyen yere gidiyorlar.


Rahmetli anam" cenabı Allah dünyam boş kalmasın diye neler yaratmış hayret" derdi.


Gamsız olun gamsız. Hayatı çok ciddiye almayın. Dediğim gibi hepimizin geldiği yer belli. Gideceği yer belli. Gülseniz de, ağlasanız da, üzülseniz de süzülseniz de düzülseniz de hiçbir şey değişmeyecek. Ne kalacak sizden sanıyorsunuz? Kim hatırlayacak? Hatırlasalar ne kadar hatırlayacaklar? Sonun da unutulup gideceksiniz. Sonra sizi unutanlar unutulup gidecekler. Sonra da onları unutanlar unutulup gidecekler. Hep bir yanda unutanlar, bir yanda unutulanlar olacak dünya durdukça. Değişmez efendim, değişmeyecek 


Öyle işte. İsteseniz de istemezseniz de, sevseniz de sevmeseniz de, isyan etseniz de etmeseniz de öyle işte, durum bu.Nelere sahip olursanız olun götürseniz götürseniz münasebetsiz yerinizde bir miktar pamuk götüreceksiniz.


Ve bendeniz bu gerçekleri göz önüne alarak; "SO FUCK IT" diyorum. FUCK it, ve yaşa. ( çok merak ediyorsanız açın bir sözlük bakın ne manaya geldiğine çünkü bu yazdığımın Türkçemiz de tam karşılığı yok, yakını var) 


Çoştum yine dalgalanıyorum, Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi," YİNE BİR ŞEYHLER OLUYOR BANA" galiba.

ZENGİNLER SEYREDER...


Zenginler harp çıkarır, fakirler ölür.(Dostoyevski) 


"Şeytan uyuya kaldı bir gün ... Rüzgar sert esti. Üç tüy düştü şeytandan dünyaya; Biri paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiç bir iş yapmadı' Diye okumuştu Gül bana  Dostoyevski' nin başka bir paragrafını.


Gerisi benden;


Ölüm insanlarla dalgasını geçer. Sonunda her an ölebilirim sanan da ölür. Hiç ölmeyeceğini sanan da. Herşey kendi kendine olur.


Ama bunu ne kimse anlar ne de bundan kimse ders alır. Hatalar devam eder, hırs hiç bitmez bencillik zirveye ulaşır. 


Yani sahneyi şeytan açar, seneryoyu  tanrı yazar, oyunu biz oynadığımızı sanırız, perdeyi ölüm kapar.


Yetmeyince harp çıkar...toplu ölümler başlar, fakirler fakirleri  öldürür. 


Zenginler seyreder.

NAYLON İNCİLER DEVAM


Naylon şeyhiniz derki; Birine merhameti öğretemezsiniz, duygusallığı da öğretemezsiniz, vicdan sahibi olmayı da. Bu sadece boşa harcanmış nefes, haybeye çekilmiş kürek veya buz üstüne yazı yazmaya benzer. Merhamet duygusallık ve vicdan insan doğarken mayasına katılır veya katılmaz.


Atalarımız boşuna "mayası bozuk" dememişlerdir.


İşte bu yüzden Bir yerde Yunus Emre dünyaya gelir, bir yerde Mevlana Celalettin Rumi, bir yerde Hitler, bir yerde Karın Deşen Jack.


Yani adalet baştan bozuktur.


Fabrika hatası da diyebilirsiniz.

NEŞENİZ BOL OLSUN


Bazıları vardır çok konuşurlar. Hadi enterasan konularda konuşsalar dişinizi sıkar dinlersiniz. Ama boş konuşurlar. İşin kötüsü her boku bildiklerini sanırlar. Her konuya atlarlar. Ağzınızı açıp bir şey söyleyecek olsanız sözünüzü pat diye keserler, dinlemezler.


Daha kötüsü eğer dinlemezseniz zorla dinletmeye kalkarlar, hatta sonunda artık dürtmeye başlarlar.


En kötüsü bunlar birde içki içerlerse tam çekilmez olurlar.  Herkese yanaşırlar, her konuşmaya atlarlar, çevrelerindeki insanları inanılmaz rahatsız ederler.


Şimdi, NewYork'ta gökdekenlerin birisinin tepesinde çok güzel bir barda, kadın erkek oturmuş içkilerini içiyor, sohbet ediyor, müzik dinliyorlar. Ve tam size anlattığım gibi bir karakter devamlı konuşuyor, önüne gelene sarkıyor, insanları müthiş rahatsız ediyor 


Sonunda uzun  boylu, yakışıklı, yapılı, takım elbiseli, gözlüklü bir adam ayağa kalkıyor ve bizim karakterin koluna girip onu barın arkasında ki pencerenin önüne götürüyor.  


"Bak ahbap burada inanılmaz bir hava akımı var. Ben bu pencereyi açıp kendimi boşluğa bırakıyorum alttan beşinci kata kadar düşüyorum. Sonra rüzgar beni hooop gerisin geri buraya getiriyor. İnanılmaz güzel bir duygu" diyor. Hakikaten de pencereyi açıp atlıyor, düşüyor ama tam söylediği gibi rüzgar alıp hooop gerisin geri getiriyor adamı. 


"Bak gördün mü? hadi bakalım senin sıran  şimdi" diyor  gözlüklü yakışıklı adam ve bizimkini pencerenin kenarına götürüyor. Bizim ki ağzı kulaklarında atlıyor ve yere çakılıp ölüyor.


İşte tam o anda barmen yüzünde rahatlamış bir ifadeyle pencereyi kapatan adama dönüyor ve " Çok ibnesin biliyor musun süpermen?" diyor.


Veeee... Naylon Şeyhiniz der ki; Eminim sizin hayatınızda da pencereyi açıp atlatacağınız karakterler vardır, ama sakıııın siz önce atlamayın.


Neşeniz bol olsun.