HAYAT BU...
Marmaris'te yaşayan bir adamcağız var. Güçlükle konuşsa da sokak sokak dolaşıp piyango bileti satar. Şimdi iyice yaşlandı. Çok zor yürüyor. Ama hala bir şeyler satmaya çalışıyor.
Senelerdir yaşam için verdiği uğraşıya hürmet ediyor, ne getirirse alıyorum. 20 yıl oldu daha amorti bile çıkmadı. Hani bir deli fıkrası vardır. Deliler tımarhanede ki bir duvarın önünde kuyruğa girmiş gözlerini duvardaki bir deliğe dayayıp bir müddet bakıyor, sonra sırada ki geliyormuş. Doktor merak etmiş, sıraya girmiş. Sıra kendisine gelince deliğe gözünü dayamış, hiçbir şey görmemiş. Arkasındakine dönüp" Ben bir şey göremedim" deyince arkadaki deli "Ohooo biz senelerdir bakıyoruz hiçbi bok göremedik, sen daha ilk günden şikayet ediyorsun" demiş. Ben de senelerdir bilet alırım daha bir şey görmedim, ama almaya devam ediyorum. Hayat böyle işte
Geçen gün yine geldi. Bir Milli Piyango bileti sattı bana. Sonra zorlukla Marmaris Gündem Gazetesinde yayımlanan yazılarımı her gün okuduğunu söyledi. O zorlukla anlattı, ben zorlukla anladım ve duygulandım. Hiç aklıma gelmezdi benim bir okurum olduğu. Hatta abim için baş sağlığı bile diledi.
Yazdım ya hayat böyle işte.
8 Mayıs 2018 Salı
UMUT...
Sizlere dün kısacık bir yazı yolladım. Komik bir soru sordum. Yüzünüze muzip bir gülümseme kondurmaktı amacım.
Nasrettin Hoca benim idolümdür. Örnek aldığım insan, ulu bir derviştir. Her hikayesi komik ama akıl dolu, yol göstericidir. O muhterem insan önce öğrencilerini güldürmüş, sonra o anlattığı komik fıkralardan ne anlamlar çıkarmıştır ne anlamlar.
Atalarımız güzele bakmak sevaptır derken; sadece güzel bir kadına bakmayı değil, güzel olan herşeye bakmanın sevap olduğunu ifade etmişlerdir.. Sevap bu sözde gözle alınan besin manasına gelmektedir.
Sayın seyirciler, insan beslenmeden yaşayamaz. Beslenme yalnız bir şeyler yemek bir şeyler içmek değildir. İnsan beş duyusuyla beslenir ve beş duyusunu beslemek zorundadır. Şöyle ki; güzel şeyler gördüğümüz de gözlerimiz, güzel bir koku aldığımız da burnumuz, güzel bir melodi dinlediğimiz de kulaklarımız, güzel bir şey yediğimizde dilimiz ağzımız, güzel bir şeye dokunduğumuz da derimiz beslenir ve kendimizi iyi hissederiz. Eğer beş duyumuzu doğru besinlerle beslersek güçleniriz. Kendimizi iyi hissederiz İçimiz yaşam enerjisi ile dolar, mutlu oluruz, mutlu ederiz.
Bu duyularımızdan bir tanesini bile doğru beslemezsek mutlu olamayız Mesela piknik yaptığınızı düşünelim. Güzel bir dere kenarına oturmuşsunuz. Hava güzel, nefis yiyecekler hazırlamışsınız, müziğimizi açmışsınz. Kır çiçekleri her tarafta. Birden kötü bir çöp kokusu alıyorsunuz, sihir bir anda bozuluveriyor, bütün keyfiniz kaçıyor.. Veya derede çöp torbalarının yüzdüğünü görüp, görmemezlikten gelmeye çalışıyorsunuz. Zevk alabilir misiniz o piknikten? Tabi ki hayır. Sadece kendinizi kandırmaya çalışırsınız, o kadar.
Milletçe neden böyle mutsuz olduk biliyor musunuz? Son15 yıldır Gördüklerimizi sevmedik. Duyduklarımızı sevmedik. Devamlı burnumuza kötü kokular geldi. Yediğimize içtiğimize karıştılar, ağzımızın tadı kalmadı. Bizleri kutuplaştırdılar, birbirimize düşman etmek için ellerinden eleni yaptılar. Sonunda birbirimize dokunamaz hale geldik. Daha önce de yazdığım gibi bütün bunlar dış güçler ve onların yardakçıları tarafından sinsice hazırlanmış bir plan izlenerek uygulandı ve uygulanmaya devam ediliyor.
Ama güzelliklere dönme zamanı geldi. İlk defa politika duvarları yıkıldı. İlk defa doğru adam seçildi. İçim aydınlandı, ümit doldu. Milletçe elele verme zamanı şimdi. Dibe vurmadan yeni bir bütünleşme oluşmaya başladığını hissediyorum.
Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Sizlere dün kısacık bir yazı yolladım. Komik bir soru sordum. Yüzünüze muzip bir gülümseme kondurmaktı amacım.
Nasrettin Hoca benim idolümdür. Örnek aldığım insan, ulu bir derviştir. Her hikayesi komik ama akıl dolu, yol göstericidir. O muhterem insan önce öğrencilerini güldürmüş, sonra o anlattığı komik fıkralardan ne anlamlar çıkarmıştır ne anlamlar.
Atalarımız güzele bakmak sevaptır derken; sadece güzel bir kadına bakmayı değil, güzel olan herşeye bakmanın sevap olduğunu ifade etmişlerdir.. Sevap bu sözde gözle alınan besin manasına gelmektedir.
Sayın seyirciler, insan beslenmeden yaşayamaz. Beslenme yalnız bir şeyler yemek bir şeyler içmek değildir. İnsan beş duyusuyla beslenir ve beş duyusunu beslemek zorundadır. Şöyle ki; güzel şeyler gördüğümüz de gözlerimiz, güzel bir koku aldığımız da burnumuz, güzel bir melodi dinlediğimiz de kulaklarımız, güzel bir şey yediğimizde dilimiz ağzımız, güzel bir şeye dokunduğumuz da derimiz beslenir ve kendimizi iyi hissederiz. Eğer beş duyumuzu doğru besinlerle beslersek güçleniriz. Kendimizi iyi hissederiz İçimiz yaşam enerjisi ile dolar, mutlu oluruz, mutlu ederiz.
Bu duyularımızdan bir tanesini bile doğru beslemezsek mutlu olamayız Mesela piknik yaptığınızı düşünelim. Güzel bir dere kenarına oturmuşsunuz. Hava güzel, nefis yiyecekler hazırlamışsınız, müziğimizi açmışsınz. Kır çiçekleri her tarafta. Birden kötü bir çöp kokusu alıyorsunuz, sihir bir anda bozuluveriyor, bütün keyfiniz kaçıyor.. Veya derede çöp torbalarının yüzdüğünü görüp, görmemezlikten gelmeye çalışıyorsunuz. Zevk alabilir misiniz o piknikten? Tabi ki hayır. Sadece kendinizi kandırmaya çalışırsınız, o kadar.
Milletçe neden böyle mutsuz olduk biliyor musunuz? Son15 yıldır Gördüklerimizi sevmedik. Duyduklarımızı sevmedik. Devamlı burnumuza kötü kokular geldi. Yediğimize içtiğimize karıştılar, ağzımızın tadı kalmadı. Bizleri kutuplaştırdılar, birbirimize düşman etmek için ellerinden eleni yaptılar. Sonunda birbirimize dokunamaz hale geldik. Daha önce de yazdığım gibi bütün bunlar dış güçler ve onların yardakçıları tarafından sinsice hazırlanmış bir plan izlenerek uygulandı ve uygulanmaya devam ediliyor.
Ama güzelliklere dönme zamanı geldi. İlk defa politika duvarları yıkıldı. İlk defa doğru adam seçildi. İçim aydınlandı, ümit doldu. Milletçe elele verme zamanı şimdi. Dibe vurmadan yeni bir bütünleşme oluşmaya başladığını hissediyorum.
Allah hepimizin yardımcısı olsun.
BÜYÜK REİS
Yazmayayım yazmayayım diyorum, içime atıyorum. İçim yanıyor, dayanamıyorum. Üzülüyorum, yoruluyorum hasta bile oluyorum. Dişlerimin hepsi sağlam ama müthiş bir diş ağrısı çekiyorum. Öyle bir ağrı ki ne bana yemek yediriyor, ne de doğru dürüst konuşabilliyorum. Dişçim stresten bağışıklık sistemimin zayıfladığını. Diş etlerimde çekilme meydana geldiğini, yirmilik dişimin dibinden hava aldığını, çekilmesi gerektiğini söyledi. Tabi haklı yetmiş bir yaşında adamın ağzında yirmilik diş rahat durur mu?
Her telefon açıp "abi, BÜYÜK REİS ne haber? " diye sorduğumda "vay canım kardeşim aramış" diyen o sesi, telefonda gülümseyen o yüzü küçük bir çocuk gibi her içimden geldiğinde sarılı sarılı verdiğim o heybetli adamı nasıl özlüyorum, nasıl özlüyorum bilemezsiniz. Bugün 40 gün geçmiş. Hala inanamıyorum, zaman nasıl da uçup gidiyor. Hadi canlarım bir fatiha da siz okuyun Hak ediyor inanın. İsmet Karabenli çok özel ve dünyaya ender gelen bir insandı. .
Goran Bregoviç o meşhur şarkısında "in the death car, we are alive" diyor. Ölüm arabasında hayattayız, yaşıyoruz demek.
Yani hepimizin sonu belli ve biz bunu bilerek bu araba da seyahat ediyoruz yaşıyoruz demiş. Yaşamı nasıl da güzel anlatnış bir cümlede.
(Bu arada Muharrem İnce'nin adaylığı resmen açıklandı. Diş ağrımı unuttum mutluluktan. Hem de İlhan Kesici Gardaşım açıkladı.vatana millete hayırlı, uğurlu olsun)
Yazmayayım yazmayayım diyorum, içime atıyorum. İçim yanıyor, dayanamıyorum. Üzülüyorum, yoruluyorum hasta bile oluyorum. Dişlerimin hepsi sağlam ama müthiş bir diş ağrısı çekiyorum. Öyle bir ağrı ki ne bana yemek yediriyor, ne de doğru dürüst konuşabilliyorum. Dişçim stresten bağışıklık sistemimin zayıfladığını. Diş etlerimde çekilme meydana geldiğini, yirmilik dişimin dibinden hava aldığını, çekilmesi gerektiğini söyledi. Tabi haklı yetmiş bir yaşında adamın ağzında yirmilik diş rahat durur mu?
Her telefon açıp "abi, BÜYÜK REİS ne haber? " diye sorduğumda "vay canım kardeşim aramış" diyen o sesi, telefonda gülümseyen o yüzü küçük bir çocuk gibi her içimden geldiğinde sarılı sarılı verdiğim o heybetli adamı nasıl özlüyorum, nasıl özlüyorum bilemezsiniz. Bugün 40 gün geçmiş. Hala inanamıyorum, zaman nasıl da uçup gidiyor. Hadi canlarım bir fatiha da siz okuyun Hak ediyor inanın. İsmet Karabenli çok özel ve dünyaya ender gelen bir insandı. .
Goran Bregoviç o meşhur şarkısında "in the death car, we are alive" diyor. Ölüm arabasında hayattayız, yaşıyoruz demek.
Yani hepimizin sonu belli ve biz bunu bilerek bu araba da seyahat ediyoruz yaşıyoruz demiş. Yaşamı nasıl da güzel anlatnış bir cümlede.
(Bu arada Muharrem İnce'nin adaylığı resmen açıklandı. Diş ağrımı unuttum mutluluktan. Hem de İlhan Kesici Gardaşım açıkladı.vatana millete hayırlı, uğurlu olsun)
İPİN UCU ÖNEMLİ
Hayatın aslında bir ipi var ve , hepimiz o ipe asılarak yaşıyoruz. Sıkısıkıya sarıldığımız zamanlarda oluyor, parmaklarımızı gevşettiğimiz zamanlarda. Kendimizi yukarı çektiğimiz zamanlarda oluyor, dibe vurduğumuz zamanlarda.
İpin ucunu kaçırdık mı asıl problemler başlıyor. Yani ne olursa olsun. " Hayat devam ediyor" masalına inanıp, "başa gelen çekilir, hayat bu" deyip, istesek de istemesek de ipin ucunu kaçırmamamız lazım.(Hele şu günlerde ipin ucunu kaçırmamak hakikaten zor biliyorum)
Ben şahsen yaşamım süresince ipin ucunu defalarca kaçırdım. (Haybeye yazmıyorum. Tecrübe konuşuyor yani) Bazen hemen yakaladım. Bazen biraz zaman aldı yakalamam. Bazen artık yakalamaktan ümidimi kestim ve bir mucize oldu birileri yakaladı ipi, elime tutuşturdular.
Yaaa "F" vitaminlerim benim; işte o birilerinin arasında sizler de vardınız. Hala da gözleriniz ellerimde ve ipte biliyorum, hissediyorum. "Ya bırakırsa" diye endişe ettiğinizi de biliyorum.
Bırakmam bırakmam daha çooook yazacaklarım var ve benimle götürmeye niyetim yok.
Nasıl sevmem sizleri ben?
Hayatın aslında bir ipi var ve , hepimiz o ipe asılarak yaşıyoruz. Sıkısıkıya sarıldığımız zamanlarda oluyor, parmaklarımızı gevşettiğimiz zamanlarda. Kendimizi yukarı çektiğimiz zamanlarda oluyor, dibe vurduğumuz zamanlarda.
İpin ucunu kaçırdık mı asıl problemler başlıyor. Yani ne olursa olsun. " Hayat devam ediyor" masalına inanıp, "başa gelen çekilir, hayat bu" deyip, istesek de istemesek de ipin ucunu kaçırmamamız lazım.(Hele şu günlerde ipin ucunu kaçırmamak hakikaten zor biliyorum)
Ben şahsen yaşamım süresince ipin ucunu defalarca kaçırdım. (Haybeye yazmıyorum. Tecrübe konuşuyor yani) Bazen hemen yakaladım. Bazen biraz zaman aldı yakalamam. Bazen artık yakalamaktan ümidimi kestim ve bir mucize oldu birileri yakaladı ipi, elime tutuşturdular.
Yaaa "F" vitaminlerim benim; işte o birilerinin arasında sizler de vardınız. Hala da gözleriniz ellerimde ve ipte biliyorum, hissediyorum. "Ya bırakırsa" diye endişe ettiğinizi de biliyorum.
Bırakmam bırakmam daha çooook yazacaklarım var ve benimle götürmeye niyetim yok.
Nasıl sevmem sizleri ben?
DELİYİM YA...
Düşünüyorum da liseden mezun olduktan sonra hep kavgalarla geçti ömrüm. Yaşam kavgası, gurbet kavgası, güç kavgası, para kavgası, kendimi kanıtlama kavgası. Ama çok da sevdim, sevdalandım, sevildim de. Bir yanda kavgalarım, bir yanda sevgililerim oldu hep. Geceyle gündüz gibi, harp ve sulh gibi.
Şimdi saçlarım sakallarım bembeyaz ve anlatacaklarım daha bitmedi.. Yeni bir kitap yazıyorum,; altıncı kitabımı.
"Pişman değilim" le başlıyor. Kavga da var, sevmekte diye devam ediyor.
Ne güzel. İlgilenmeyeceğiniz bir kitap daha yazıyorum.
Suya yazı yazmayı seviyorum ya, deliyim ya.
Deli deli tepeli, Kulakları küpeli en sevdiğim şarkıdır. Çok güzel bir ritmi vardır. O ritmi yakalarsanız şakır şakır oynarsınız. İşte ben o ritmi yakaladım. Şakır şakır oynamıyorum ama şakır şakır yazıyorum. Küpem de var. Vallahi var, sol kulağımda . Yirmi yıldır da çıkarmadım.
.
Düşünüyorum da liseden mezun olduktan sonra hep kavgalarla geçti ömrüm. Yaşam kavgası, gurbet kavgası, güç kavgası, para kavgası, kendimi kanıtlama kavgası. Ama çok da sevdim, sevdalandım, sevildim de. Bir yanda kavgalarım, bir yanda sevgililerim oldu hep. Geceyle gündüz gibi, harp ve sulh gibi.
Şimdi saçlarım sakallarım bembeyaz ve anlatacaklarım daha bitmedi.. Yeni bir kitap yazıyorum,; altıncı kitabımı.
"Pişman değilim" le başlıyor. Kavga da var, sevmekte diye devam ediyor.
Ne güzel. İlgilenmeyeceğiniz bir kitap daha yazıyorum.
Suya yazı yazmayı seviyorum ya, deliyim ya.
Deli deli tepeli, Kulakları küpeli en sevdiğim şarkıdır. Çok güzel bir ritmi vardır. O ritmi yakalarsanız şakır şakır oynarsınız. İşte ben o ritmi yakaladım. Şakır şakır oynamıyorum ama şakır şakır yazıyorum. Küpem de var. Vallahi var, sol kulağımda . Yirmi yıldır da çıkarmadım.
.
Yutkunmalar, nefes alma güçlükleri tıkanmalar, iç geçirmeler kalp çarpıntıları gözlerde yaşlar ellerde titremeler, terlemeler utanmalar kekelemeler endişe korku hatta neredeyse panik atak bütün bunlar ne için biliyor musunuz "seni seviyorum diyebilmek için.
Halbuki "senden nefret ediyorum" demek ne kadar kolay ve zahmetsiz.
Neden mutsuzuz acaba?
Halbuki "senden nefret ediyorum" demek ne kadar kolay ve zahmetsiz.
Neden mutsuzuz acaba?
TANRILARINIZA SAHİP ÇIKIN
Tao'cular insan vücudunda 36000 tanrı ve tanrıça olduğuna inanırlar. Eğer sürekli kötü şeyler düşünür, kötü şeyler yer, kendimizi zehirler, içimizde ve dışımızda pisliğin birikmesine izin verirsek bu tanrılar sonunda pes eder, tiksinir birer birer bırakıp giderler.
Mesela dişlerimizi fırçalamaya üşenirsek, dişlere bakan tanrı gider, sürünürüz. Manyaklar gibi paket paket sigara içmeyi sürdürürsek, akçiğerlere bakan tanrıça gider, kanser oluruz. Her akşam bir büyük götürüyorum diye öğüne öğüne içersek rakıyı, hem karaciğere bakan tanrıdan hem karaciğerimizden oluruz. Götümüz yerden kalkmayıp, devamlı yiyip içip öbez olursak bırakıp gitmedik tanrı veya tanrıça kalmaz.
Yani sayın seyirciler "insan kendi kendinin katilidir" lafını boşuna icad etmemişler.
Hadi bir düşünün bakalım siz kaç tanrı veya tanrıça kaçırdınız ve kaçırmayı sürdürüyorsunuz.
Yalnız dürüst olun düşünürken. Beyninizden dürüstlük tanrısını da kaçırmayın!
Tao'cular insan vücudunda 36000 tanrı ve tanrıça olduğuna inanırlar. Eğer sürekli kötü şeyler düşünür, kötü şeyler yer, kendimizi zehirler, içimizde ve dışımızda pisliğin birikmesine izin verirsek bu tanrılar sonunda pes eder, tiksinir birer birer bırakıp giderler.
Mesela dişlerimizi fırçalamaya üşenirsek, dişlere bakan tanrı gider, sürünürüz. Manyaklar gibi paket paket sigara içmeyi sürdürürsek, akçiğerlere bakan tanrıça gider, kanser oluruz. Her akşam bir büyük götürüyorum diye öğüne öğüne içersek rakıyı, hem karaciğere bakan tanrıdan hem karaciğerimizden oluruz. Götümüz yerden kalkmayıp, devamlı yiyip içip öbez olursak bırakıp gitmedik tanrı veya tanrıça kalmaz.
Yani sayın seyirciler "insan kendi kendinin katilidir" lafını boşuna icad etmemişler.
Hadi bir düşünün bakalım siz kaç tanrı veya tanrıça kaçırdınız ve kaçırmayı sürdürüyorsunuz.
Yalnız dürüst olun düşünürken. Beyninizden dürüstlük tanrısını da kaçırmayın!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)